24 Ocak 2013 Perşembe

MÜSLÜMAN DEMOKRAT-1

2004 yılında yazılmış bir yazı.
Bir müslümanın demokrat olamayacağını biliyordum ama “Biz kimsenin yaşam tarzına karışmayız.” mealindeki  konuşmayı duyduğumda ;  “Eyvah yandık.” dedim kendi kendime.  Müslümanın demokrat olamamasından daha kötüsü  “Demokrat olabileceğini,” sanmasıdır. Her  müslüman toplum mühendisidir, müslümanlığı toplum mühendisliği olarak görür ve yaşamı biçimlendirmeye kalkar.
Müslüman dediğime fazla takılmayın. Müslüman bir ülkede yaşadığımız içindir. Yoksa isevilik, musevilik, hinduizm, budizm, şintoizm v.b.  dinler için de aynı kaygıları taşımaktayım.  Hakkını da yemeyelim. Belki reform dönemi yaşamış isevilik  (Hem de şeriatı yok!) bir nebze olsun bu genellemenin dışında tutulabilir.
Bütün dinlerin ve özellikle müslümanlığın hoşgörü dini olduğu söylenir.  Bu tanımlama hem doğru hem de yanlıştır. Bir şey, hem doğru hem de yanlış olamaz dediğinizden eminim.  Belki iki halin de aynı sonuca vardığını söylersem sorunu kısmen çözmüş oluruz.  Yani dinler iki durumda dahi ortak paydaları olan demokrasi  karşıtlığında birleşirler.

Öncelikle dinlerde hoşgörüye yer olamayacağı  üzerine,  yani yanlış tanımlanmasına dair düşündüklerimi aktarayım.  Çok tanrılı din anlayışının egemen olduğu ortadoğuda nasıl oldu da büyük bir musevi topluluğu ortaya çıktı?  Kendinizi 5000 yıl önce Lut gölü kenarında bir barakada yaşayan Arap yerine koyunuz. Birisi gelip “Senin dinin yanlış, doğrusu bu!” derse , söyleyene inanıp hemen dininizi değiştirir misiniz? Aranızda tek tük değiştirenler olabilir ama büyük çoğunluk bu teklifi kabul etmeyecektir. İsis, Osiris,Ra derken hepsi hidayete mi erdi de,  Yehova demeye başladı Arap’lar;  Jupiter, Neptun, Apollon derken ne oldu da  Teslis öne çıktı Romalı’larda;  firavunlara Oriris’i bırak Yehovaya bak diyen Yahudiler nasıl oldu da bu defa Yehova’yı  terk edip Allah’a sarıldılar?
Kitleler halinde din değiştirmelerin hemen hemen tümü, ya baskı  ya da para-güç yüzündendir.  Bunun örnekleri dinler tarihinde kayıtlıdır ancak burada ayrıntıya girecek olursam, yüzlerce yıl önce yazılmış kitaplardaki ibareler yüzünden başım derde girebilir. Siz en iyisi İslam Tarihi'ni, özellikle İbn-i Hişam’ı  ve Hişam'dan sadece Ebu Süfyan’ın nasıl müslüman olduğunu okuyun yeter.  Baskı veya satın alma varsa demokrasi yoktur deyip ikinci kısma yani doğru yanına geçelim.

Dinlerde hoşgörü varsa,  durum daha karmaşık bir hâl almış demektir. Hoşgörünün olduğu durumlarda bir hoş gören, bir de hoş görülen vardır  ki ortada eşit olmayan toplumların, ilişkinliklerin bulunduğuna  işaret eder. Demokratik toplumlar, hoşgörü sözcüğüne ihtiyaç duymamalıdır. Herkes   teorik olarak eşittir.  Farklılıklar yaşam biçimleri ve kültürel birikimler bağlamında olabilir.  Hoşgörü, ana baba ile çocuk, karı ile koca, işçi ile işveren ya da  arkadaşlar arasında oluşabilecek ve küçük bir özürle düzeltilebilecek aksaklıklar  karşısında ortaya konulabilecek bir tavır olmakla sınırlıdır. Biz kimsenin yaşamına karışmayız diyen zihniyet aslında “Yanlış bir yaşam biçiminiz var!” demektedir.  Demokratik toplumlarda yanlışı sadece ama sadece yasalar belirler. Hatta gelenek  göreneklere aykırı davranışlar bile ayıplanabilir ancak yanlış olarak nitelendirilemez.  
Yukarıdaki  tümceleri yazmasaydım ve:  Taliban Afganistan’ındaki “İyiliği Emret kötülüğü Yok Et bakanlığı” olması,  dinlerde hoşgörü olamayacağının kanıtıdır deseydim;  sanırım meramımı anlatmış olurdum.
Dünyanın  laik  ve müslüman ağırlıklı tek  ülkesi Türkiye’de  demokrasi yok mudur?  sorusuna, yarım yamalak olsa da vardır diyelim ve iki azdeyişle  yazıyı bağlayalım.
Laiklik demokrasinin olmazsa olmazıdır. Hoşgörü demokrasinin olursa olmazıdır.



















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder